“Tukidides Tuzağı”ndan kaçış: ABD ve Çin, güç rekabetinde çatışmasız denge arayışında

ABD ve Çin, son döneme artan jeopolitik rekabet ve gerilimler içinde çatışma riskini en aza indirecek hassas dengeyi bulma hedefiyle iki ülke liderinin buluşmasına hazırlanıyor.

ABD Başkanı Joe Biden ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bu hafta San Francisco’da düzenlenen Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi’nin marjında 15 Kasım’da yüz yüze görüşme gerçekleştirecek.

Biden ve Şi’nin görüşmesi, dünyanın en büyük iki ekonomisine sahip iki ülkenin ilişkilerinin Soğuk Savaş’ı andıran rekabet ve gerilim döngüsüne girdiği bir dönemde, çatışmadan kaçınacak yeni bir dengeyi bulmak için yüzleşme niteliğinde olacak.

Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi, Amerikalı siyaset bilimci Graham Allison’ın, Antik Yunan tarihçisi Tukidides’in, dönemin Sparta ve Atina kent devletleri arasında “hakim güç-yükselen güç” mücadelesine ilişkin tarihsel anlatısına atıfla, ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesinin kaçınılmaz bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini tartışırken kullandığı “Tukidides Tuzağı” benzetmesi, uzun zamandır iki ülke arasında güç rekabetini tasvir etmekte kullanılıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi, 9 Ekim’de Pekin’i ziyaret eden ABD Senatosu heyetiyle yaptığı görüşmede, iki ülke arasındaki rekabet ve cepheleşme yerine işbirliğine odaklanılması gerektiğini, güç çatışmasının zorunlu olmadığı mesajını verirken, bu kavrama atıf yaparak, “Tukidides Tuzağı kaçınılmaz değil. Dünya, Çin ve ABD’nin birlikte kalkınması ve ortak refahına yetecek kadar büyük.” ifadesini kullanmıştı.

San Francisco görüşmesinin, hakim güç ile yükselen güç arasında rekabetin nasıl sorumlu yönetileceği, paniğin ve stratejik hesap hatalarının tetiklediği bir çatışmadan nasıl kaçınılacağının usul ve yöntemlerinin tartışılacağı bir toplantı olması bekleniyor.

“Tukidides Tuzağı”

Allison’ın, ilk kez 2012’de Financial Times gazetesinde yayımladığı makalede ortaya attığı, daha sonra 2017’de “Destined For War: Can America and China Escape Tuchyidides’s Trap? (Savaşa yazgılı: Amerika ve Çin, Tukidides Tuzağı’dan kaçabilir mi?)” başlıklı kitabında detaylandırdığı tez, 1990’larda Soğuk Savaş sonrası düzene ilişkin ortaya atılan, Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” ve Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezlerine benzer şekilde 21. yüzyılın siyasi kaderine ilişkin tartışmaların odağı olmaya aday görünüyor.

Allison, Tukidides’in, “Peloponez Savaşı Tarihi”nde Antik Yunan’da dönemin hakim askeri gücü Sparta ile deniz ticaretinde artan etkisiyle giderek yükselen Atina arasındaki güç mücadelesinin savaşla sonuçlanmasının nedenini, “Atina’nın yükselişi ve bunun Sparta’da yarattığı korku, savaşı kaçınılmaz kıldı.” ifadesiyle dile getirdiğini aktarıyor.

Tarihte “hakim güç-yükselen güç” mücadelesinin benzer örneklerini inceleyen Allison, ele aldığı 16 örnekten 12’sinde mücadelenin savaşla sonuçlandığı tespitini yaptıktan sonra, Çin ve ABD’nin de “savaşa doğru giden bir çatışma sürecinde olduğu” sonucuna varıyor.

Ancak Allison, bunun kader olmadığını, “Tukidides Tuzağı” olarak adlandırdığı bu çatışma yazgısından kaçınmanın, “kapsamlı ve yoğun bir diplomatik hassasiyeti ve icraatı gerektirdiğini” vurguluyor.

ABD ve Çin ilişkilerinde de ticari anlaşmazlıklardan teknolojik rekabete, jeopolitik çıkarlardan uluslararası ve bölgesel krizlerdeki tutum farklılıklarına, askeri konulardan küresel iklim değişikliği ve halk sağlığı gibi sınır aşan meselelere kadar çok sayıda alandaki görüş ayrılıklarına rağmen ikili diyaloğa olan gereğin daima vurgulanması, ilişkilerde hassas bir dengenin sürdürülmesine ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

“Yeni Soğuk Savaş”

Washington ve Pekin, Ağustos 2022’de dönemin ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin, Çin ile egemenlik ihtilafı içindeki Tayvan’ı ziyaret etmesinin ardından iki ülke, Soğuk Savaş yıllarında ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan Küba Füze Krizi’ni çağrıştıran bir gerilimin eşiğine geldi.

Çin’in, Pelosi’nin Tayvan ziyaretini, “egemenliğinin ihlali” olarak gördüğünü ve defacto bağımsızlığa sahip Ada’yı “gerekirse askeri güç kullanarak savunacağını” açıklaması, iki ülke ordularının bölgede karşı karşıya gelmesi riskini ortaya çıkardı.

Olası görülen çatışma yaşanmasa da Çin ordusu, ziyaretin hemen ardından Ada’nın etrafında bilfiil abluka oluşturan askeri tatbikatlar düzenledi, sonrasında da bölgedeki uçuşlarını ve gemi devriyelerini düzenli hale getirdi.

Ardından bu yıl şubatta Çin’e ait yüksek irtifa balonunun ABD hava sahasına girmesi de Soğuk Savaş yıllarındaki U-2 Casus Uçak Krizi’ni hatırlatan bir gerilimi tetikledi.

Washington, “casus balonu” olduğunu ileri sürdüğü hava aracının ABD ana kıtası üzerinde uçtuğunu ve Montana eyaletinde aralarında nükleer başlık ve uzun menzilli füze depolarının olduğu bazı hassas askeri tesislerin üzerinden geçtiğini bildirirken, Çin, balonun sivil hava aracı olduğunu, meteorolojik araştırma için kullanıldığını, kontrol kabiliyeti sınırlı olduğundan rüzgarlarla sürüklenerek yanlışlıkla ABD hava sahasına girdiğini savundu.

Çin’in açıklaması Washington’ı tatmin etmedi. Balon, 4 Şubat’ta Başkan Biden’ın emriyle Atlantik Okyanusu üzerinde ABD kara sularında Amerikan ordusuna ait savaş uçağı tarafından vurularak düşürüldü. Dışişleri Bakanı Antony Blinken da olayı takip eden hafta Çin’e yapmayı planladığı ziyareti iptal etti.

Bu iki hadise, küresel düzeyde belirginleşen jeopolitik rekabet ve ekonomik çıkar çatışmalarıyla birleştiğinde, uluslararası sistemin büyük güç çatışması ekseninde “yeni bir soğuk savaşa” doğru ilerlediği izlenimini belirgin hale getirdi.

Diyalog arayışları

Ancak küreselleşme sonrası dünya Soğuk Savaş yıllarından oldukça farklı bir görünüm arz ediyor. Bugün ABD ve Çin ekonomileri, imalat, tedarik zincirleri ve ticari alışverişler bakımından yoğun şekilde birbirine bağımlı.

Ekonomik bağları koparmaya (decoupling) yönelik eğilimler, özellikle çip üretimi gibi hassas nitelikteki ileri teknolojilerde giderek belirgin hale gelirken, her iki taraf da topyekun bir ayrışmadan yana değil.

Washington ile Pekin arasında balon krizinin ardından durma noktasına gelen diplomatik ilişkilerde, hazirandan bu yana üst düzey temasların yoğunlaştığı gözleniyor.

Dışişleri Bakanı Blinken’ın balon krizi nedeniyle iptal ettiği ziyaretini haziranda yapmasının ardından, Hazine Bakanı Janet Yellen, Ticaret Bakanı Gina Raimondo ve İklim Değişikliği Özel Temsilcisi John Kerry, Çin’i ziyaret ederek temaslarda bulundu.

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, ekonomik ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Hı Lifıng, Ticaret Bakanı Vang Vıntao ve İklim Değişikliği Özel Temsilcisi Şie Cınhua da ABD’ye giderek mütekabil görüşmeler yaptı.

Vang, Şi’nin ziyaretine hazırlık mahiyetinde 26-28 Ekim’de Washington’da yürüttüğü temaslarda Dışişleri Bakanı Blinken ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile görüşmelerinin ardından Başkan Biden tarafından da kabul edildi.

Askeri iletişim hala kopuk

Washington ile Pekin arasındaki askeri düzeydeki iletişim, Pelosi’nin Tavyan ziyaretinin yol açtığı krizin ardından kesildi.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in “casus balonu” krizinde Çinli muhataplarıyla görüşme talepleri Pekin tarafından geri çevrildi. Gerek Bakan Austin gerek diğer Amerikalı askeri yetkililer, iletişim kanallarının yeniden açılmasına yönelik girişimlerinin Çin tarafından reddedildiğinden uzun zamandır yakınıyor.

Austin’in, ekimde görevden alınan Çin Savunma Bakanı Li Şangfu ile görüşme talepleri yıl boyunca geri çevrilirken, iki bakan arasında, haziranda Singapur’da düzenlenen Shangri-La Diyaloğu’nda yapılması beklenen yüz yüze görüşme, Çin tarafının reddetmesi nedeniyle yapılamadı.

Austin, en son, 16 Kasım’da Endonezya’nın başkenti Cakarta’da düzenlenecek Güneydoğu Asya Uluslar Birliğinin (ASEAN) Genişletilmiş Savunma Bakanları Toplantısı’nda, Çinli mevkidaşı veya ona karşılık gelen bir savunma yetkilisiyle görüşmek istediğini bildirdi.

İki ülke arasında askeri iletişimin kurulmasını kritik gören ABD tarafı, San Francisco görüşmesinde, bu konuda baskı yapmaya hazırlanıyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, görüşme öncesi yaptığı değerlendirmede, “Başkan (Biden), askeri bağların yeniden kurulması konusunda kararlı çünkü bunun ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına uygun olduğunu düşünüyor. Bu tarz iletişim kanallarına ihtiyacımız var. Böylece yanlışlar, yanlış hesaplamalar ya da yanlış anlaşılmalar olmaz.” ifadelerini kullandı.

Tayvan sorunu

Buna karşılık Çin tarafı da ABD’den Tayvan konusunda, “tek Çin” ilkesinin korunmasına ve Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemeyeceğine dair taahhütlerini yinelemesini ve bu konuda güvence vermesini bekliyor.

Washington, Pekin’in Tayvan çevresindeki askeri faaliyetlerini yoğunlaştırmasından, Pekin ise Amerikan ordusu ile müttefiklerin “Seyrüsefer Serbestisi Operasyonları (FONOP)” adı altında Tayvan Boğazı ve çevresinde varlık göstermesinden rahatsız.

Washington, Pekin’in Tayvan’da Ocak 2024’te yapılacak liderlik seçimlerine müdahalede bulunmamasını istiyor, Pekin ise “bağımsızlık yanlısı” olarak gördüğü iktidardaki Demokratik İlerici Partiyi (DPP) Washington’ın desteklememesini talep ediyor.

Tayvan’ın lideri Tsai Ing-wen’in görev süresinin dolması nedeniyle aday olamayacağı seçimin en önemli favorisi olarak öne çıkan DPP’nin adayı Başkan Yardımcısı Lai Ching-te, bağımsızlık yanlısı eğilimleri nedeniyle Çin tarafından sakıncalı görülüyor.

Lai’nin seçimi kazanması halinde Tayvan’da gerilimin yükselebileceği, buna bağlı olarak da Çin-ABD ilişkilerinde yeni krizlerin ortaya çıkabileceği tahmin ediliyor.

Yapay zeka taahhüdü

San Francisco’daki toplantıda, iki ülke arasında askeri iletişim dahil diyalog kanallarının açık tutulması, ekonomik ve teknolojik rekabetin sorumlu yönetilmesi için gereken tedbirler ve güvencelerin oluşturulması, liderlerin gündeminde ön sırada yer alacak.

ABD ve Çin liderleri, Ukrayna krizi ve Gazze’deki çatışmaya dair de görüş alışverişinde bulunacak. İki lider, küresel istikrar için bölgesel çatışma ve krizlerin çözümü amacıyla daha fazla işbirliği yapmaları gerektiğinin farkına varıyor.

Öte yandan, San Francisco buluşmasında sürpriz bir mutabakatın duyurulması bekleniyor. Çin basınındaki haberlere göre, Şi ve Biden, yapay zeka teknolojisinin, dronlar gibi otonom silah sistemlerinde ve nükleer başlıkların konuşlandırılması ile kontrolünde kullanılmasının yasaklanması için ortak taahhütte bulunmaya hazırlanıyor.

Dünyanın en büyük iki askeri gücünün yapay zekanın silah sistemlerinde kullanılmasından kaçınmaya yönelik bir taahhütte bulunması, tüm dünyada savunma sanayisinin gelişme doğrultusunu etkileyecek bir eğilime yol açabilir.

Çin Devlet Başkanı Şi, APEC Liderler Zirvesi ve Biden ile görüşmesi için bugün San Francisco’ya hareket edecek.

Biden ve Şi, en son Kasım 2022’de Endonezya’nın Bali Adası’nda düzenlenen G20 Zirvesi’nde yüz yüze görüşmüştü. Bu yıl Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’deki G20 Zirvesi’ne ise Biden katılırken, Çin lideri katılmamıştı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx