0

Ağız ve çevresinde geçmeyen yaralar varsa dikkat

Özellikle stres kaynaklı ağızda çıkan yaralar çoğunlukla kısa sürede kendiliğinden geçer. Her zamankinden farklı ve uzun süre geçmeyen ağız yaraları ise mutlaka doktor tarafından kontrol edilmelidir. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Alper Nabi Erkan, ağız içi kanserinin cinsiyet yönünden erkelerde kadınlara göre daha sık rastlandığını, yaş olarak 55 yaş üstünde daha sık görülmekte olduğunu ve son yıllarda genç yaşlarda da sıklığının giderek arttığını söyledi. Ağız ve çevresinde geçmeyen yaralar varsa dikkat #1 Kanserin vücudumuzun her yerinde olduğu gibi ağız içinde de görülebildiğini aktaran Prof. Dr. Alper Nabi Erkan, “Ağız içi yapılarını dudaklar, çene kemiği, diş etleri (gingiva), dil, ağız tabanı, damak ve yanaklar oluşturur. Kanser vücudumuzun her yerinde görebildiği gibi ağız içinde de görülebilmektedir. Baş boyun bölgesinde en sık görülen ağız içi kanserleri dudak ve dil kanserleridir. Ağız içi kanserleri dünyada en sık görülen kanserler içinde 11. kanserdir. Ağız içi kanserlerinin yıllık görülme sıklığı 100 binde 4’tür. Bu kanserlerin en sık görüldüğü ülkeler Hindistan, ABD, Çin, Pakistan ve Bangladeş’tir. Ağız içi bölgesi kanserlerinin yüzde 90’ını epidermoid (skuamöz hücreli) kanserler oluşturur. Bu bölge kanserlerine cinsiyet yönünden erkelerde kadınlara göre daha sık rastlanılmaktadır. Yaş olarak 55 yaş üstünde daha sık görülmekle beraber son yıllarda genç yaşlarda da sıklığı giderek artmaktadır.” dedi. Ağız ve çevresinde geçmeyen yaralar varsa dikkat #2 Ağız içinde ve dilde geçmeyen yaralara dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Erkan, şöyle devam etti: “Ağız içinde dilde, dudaklarda geçmeyen yaralar, yine ağız içinde renk değişikliği, şişlik, ağrı, kötü koku, diş kayıpları, dil ve çene hareketlerinde kısıtlılık, çiğneme ve yutmada güçlük, kilo kaybı gibi şikayetler ağız içi kanserleri yönünden uyarıcı bulgulardır. Hastalarda bu tip şikayetler 2-3 haftadan uzun sürüyorsa mutlaka bir KBB hekimine muayene olunmalıdır. KBB hekimi tarafından yapılan muayenede şüpheli bir oluşum saptanırsa tanı amacı ile lezyondan ufak bir parça alınarak biyopsi dediğimiz işlem yapılır. Biyopsi sonucu kanser saptanırsa radyolojik tetkikler ile hastalığın boyutu ve yaygınlığı hakkında fikir sahibi olunur. Bazen hastalar sadece boyun şişliği ile de bizlere başvurabilir. O zaman boyundaki şişlikten ince iğne ile girilerek biyopsi de yapılabilir.” Ağız içi kanserli hastaların genellikle ileri evrelerde doktora başvurduklarını söyleyen Prof. Dr. Alper Nabi Erkan, “Erken evrede başvuran hastalarda tedaviye tam yanıt alma oranı yüksektir. Tedavide esas amaç kanserli yapıyı ortadan kaldırmak, ağız içi yapıların fonksiyonunu korumak, kozmetik görünümü mümkün olduğunca bozmamak ve yeniden sağlamaktır. Cerrahi tedavi ağız içi kanserlerinin esas tedavisidir. Bunun yanında radyoterapi, kemoterapi, immunoterapi de hastalığın evresine, hastanın durumuna göre tedavi seçeneği olabilmektedir ya da cerrahi tedaviye eklenebilmektedir.” ifadelerini kullandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir